ÖĞRENME KURAMLARI

Öğrenme,doğuştan gelen davranışları,eğilimleri,ve yorgunluk,ilaç vb. etkilerle gerçekleşen organizmanın geçici durumlarını kapsamayan,çevredeki etkileşimler yoluyla davranışların oluşturulması ya da değiştirilmesi sürecidir.


A-)  Bilişsel Öğrenme

Bilişsel Öğreneme Nedir?

Hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarını insanlara genelleyen davra­nışçıların aksine bilişsel kuramcılar merkeze insanı koyarlar ve bazı  zihinsel süreçlerin sadece insana özgüolabileceğini iddia ederler. Bilişsel yak­laşım uyarıcıların algılanması, kodlanması, yeni bilgilerineskileri ile karşı­laştırılması, belleğe depolama ve hatırlama gibi bilişsel süreçlerle ilgilenir ve öğrenme sürecini bu şekilde açıklar.. Bilişsel yaklaşım üç öğ­renme sürecinden bahseder. Bunlar :

a-)  kavrama  yolu ile öğrenme

b-)  gizli öğren­me 

c-)  bilgi işlem yaklaşımıdır.

Kavrama  yolu ile öğrenme daha çok öğrenme psikologlarınca açıklanan bir yaklaşımdır. Gizli Öğrenme,her hangi bir öğrenme amacı olmaksızın başka bir şey öğ­renilirken farkında olmadan öğrenilen yan bilgileri ifade eder.
Bilgi işlem yaklaşımı ise duyusal kayıt, uzun ve kısa süreli bellek, dikkat ve hatırlama gibi kavramlarla öğrenme yaklaşımını açıklar.

  Öğrenme Nasıl Gerçekleşir? PİAGET’NİN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

Piaget’ye göre çocuk, dünyanın pasif alıcısı değildir. Bilgiyi kazanmada aktif bir role sahiptir. Ayrıca, değişik yaşlardaki çocukların ve yetişkinlerin dünyaları birbirinden farklıdır. Piaget bu farklılığın nedenlerini incelemiş ve bireyin dünyayı anlamasını sağlayan bilişsel süreçleri açıklamaya çalışmıştır.
Piaget, bilişsel gelişimi, biyolojik ilişkilerle açıklamıştır. Piaget’ye göre gelişim, kalıtım ve çevrenin etkileşiminin bir sonucudur. Bilişsel gelişimi etkileyen ilkeleri de şöyle belirlemektedir. (1) Olgunlaşma; (2) Yaşantı; (3) Uyum; (4) Örgütleme ve (5) Dengeleme.
İnsan yavrusu, bir takım davranış biçimlerini kalıtımla hazır olarak getirmeseydi, karmaşık, bir organizma haline nasıl gelebilirdi? İnsan yavrusu, çok sayıda refleksle doğar. Bu refleksler, çevresine uyum sağlamasına yardım eder. Çevresindeki dünya ile ilgili hiçbir yaşantıya sahip olmayan bebeğin davranışlarını refleksler yönetir. Ancak bebek, biyolojik olarak olgunlaştıkça ve çevresiyle etkileşimleri sonucu yaşantı kazandıkça, refleksler değişikliğe uğrar. Refleksler, çocuğun çevresine uyum sağlamasına yardım konusunda yerlerini, bilinçli, karmaşık hareketlere bırakırlar. Burada önemli olan nokta; bilişsel gelişimde ilerleme olabilmesi için organizmanın biyolojik olgunluğa erişmesi ve çevresiyle etkileşimleri sonucu yaşantı kazanması gerektiğidir. Bilişsel gelişim, olgunlaşma ve yaşantı kazanma arasındaki sürekli etkileşimin bir ürünüdür. Piaget’nin, bilişsel gelişimde olduğu kadar, diğer gelişim alanlarında da etkili olduğuna inandığı diğer bir ilke de uyumdur.
Organizmanın çevreye uyum yeteneği, kuşkusuz tüm canlılar için ortak bir özelliktir ve Piaget’nin de bilişsel gelişimi açıklamasında temel bir kavramdır. Piaget, bilişsel gelişimi, dünyayı öğrenme yolunda bir denge, dengesizlik yeni bir denge süreci olarak görmektedir. Diğer bir deyişle, alt düzeydeki bir dengeden, üst düzeydeki bir dengeye ilerleme, olarak tanımlamaktadır. Bu dengelenme sürecinin kesintisiz işleyebilmesi ise karşılaşılan yeni obje, durum ve varlıklara uyum sağlamayı gerektirir.
Uyum ilkesine ek olarak piaget’nin bilişsel gelişimle ilgili gördüğü diğer bir biyolojik ilke de ,organizmanın örgütlenme eğiliminde olduğudur. Her bir uyum hareketi,organize edilmiş davranışın parçasıdır. Tüm etkinlikler koordinelidir. Uyum davranışı,örgütlenmiş bir sistemin,örgütlenmiş bir etkinliğin parçası içinde yer aldığı için düzenlidir. Örgütleme,sistemin düzenini koruyucu ve geliştiricidir. Örneğin;biyolojik olarak, pankreas, gerekli miktarda, insülin salgılayarak kandaki şekeri düşürür. Burada dolaşım sistemiyle iç salgı bezleri,vücudun dengesini korumak için organize edilmiş (örgütlenmiş) etkili bir sistem için koordineli olarak çalışır. Ancak bu koordinasyon ya da organizasyon, organizmanın diğer biyolojik fonksiyonlarından bağımsız değildir.tüm organizmanın bir parçası olarak da işlevlerini yerine getirirler.
Benzer olarak organizmanın bu örgütlenme eğilimi, bilişsel gelişime de uygulanabilir. Örneğin; yeni doğan bebeğin nesneleri yakaladığını, emdiğini gözleyebilirsiniz. Ancak, bu etkinlikler, başlangıçta koordineli değildir. Birkaç koordinesiz yakalama ve emme etkinliğinden sonra artık, istediği nesneyi düzgün olarak yakalayıp emme davranışını gösterebilir. Böylece düzensiz etkinliklerden organize edilmiş etkinliklere doğru bir ilerleme görülür. Örnekte de görüldüğü gibi, organizma çevreye uyum sağlama, uyumu da bir organizasyon içinde gösterme eğilimindedir.
Piaget’ye göre uyum ve organizasyon biyolojik fonksiyon için olduğu kadar, bilişsel fonksiyon içinde önemli iki ilkedir. Bu iki ilkeye fonksiyonel değişmezler adı verilir. Yani organizmanın gerek biyolojik, gerek psikolojik gerekse bilişsel fonksiyonlarını yerine getirmesinde, duruma uyum sağlaması ve bu uyumu bir koordinasyon içinde gerçekleştirmesi yaşamsal bir öneme sahiptir.
Piaget’nin diğer bir ilkeside dengelemedir. Daha önce de belirtildiği gibi gelişim, alt düzeydeki bir dengeden üst düzeydeki bir dengeye ilerlemeydi. Çocuğun bilişsel dengesi, yeni karşılaştığı olay, obje, durum ve varlıklarla bozulur. Onlarla etkileşimde bulunarak yeni yaşantılar kazanır ve yeni obje, olay, varlık ve duruma uyum sağlar. Böylece yeni ve üst düzeyde bir dengeye ulaşır. Ancak bu denge statik değil, dinamik bir dengedir. Çevre sürekli değiştiğinden ve öğrenmesi gereken şey bulunduğundan, denge sürekli olarak bozulacak ve yeniden kurulacaktır. Aksi taktirde öğrenme ve sonucunda da gelişme oluşamaz.


BRUNER’İN BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

Jerome Bruner (1966) Piaget’ten sonra bilişsel gelişim kavramını evrensel bir anlayışla incelemiştir. Bruner’e göre (1980) bilişsel gelişim, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Gelişim:  eylemsel (enactive), imgesel (imaginative) ve sembolik (sembolic) olarak adlandırılan belli başlı üç gelişim aşamasından oluşur. Bruner’in gelişim kuramına ilişkin karakteristik özellikler aşağıdaki gibi maddeleştirilebilir. 

Bilişsel gelişim, tepkilerin uyarıcıdan bağımsız hale gelmesidir. Başlangıçta çocuklar uyarıcıların etkisi altındadır, uyarıcı tepkiyi yönlendirir. Değişik uyarıcılara belli yollarla tepkide bulunurlar. Ancak zamanla, tepkileri artan bir şekilde uyarıcıdan bağımsız hale gelir. Çocukta dilin kazanılmasıyla  uyarıcıları kontrol etme, yönlendirme, daha özgün davranma gözlenir.
Gelişim sorununun anlaşılması, bilginin çözümlenmesi, kodlanması, işlenmesi, depolanması ve değerlendirilmesi gibi helezonik bir sıra dizin içinde oluşur. Çocuk dil gibi bir sembol sistemini öğrenmeden, dünyayı anlamlandıramaz. Bilgiyi işlemek ve yeniden üretmek için, dilsel, görsel, matematiksel, mekansal vb. yetilerin eşzamanlı olarak gelişmesi gerekir. Bu süreçte belirleyici etken, bireyin bir semboller sistemi olan dili öğrenerek, başkalarıyla başarılı sosyal ilişkiler kurmasıdır.
Bilişsel gelişim, bireyin kendisine ve başkalarına ne yaptığını ve ne yapacağını artan bir kapasiteyle açıklamasıdır. Bu kendinin farkında olmadır. Kişisel farkındalık, bireyin kendi kapasitesi hakkında nesnel bir algı ve öznel bir yorum geliştirmesinin anlatımıdır. Böylece birey, kendisiyle olumlu ve üretken bir iletişim kurar. Buna göre daha çok bireyin içsel varoluşuna ilişkin duyuşsal algılarıyla biçimlenen ve Gardner tarafından intra-personel olarak adlandırılan zeka türü gelişir. Bu anlamda bireyin kendisiyle sağladığı iç barış, sosyal ilişkilerinin sağlıklı ve başarılı olmasının da, ön koşuludur.
Bilişsel gelişimin ayırt edici önem taşıyan bir başka evresi, sosyal farkındalık, bilincinin edinilmesidir. Sosyal farkındalık, bireyin belli bir sosyo-kültürel bağlama uygun davranma yeterliğinin anlatımıdır. Kişisel ve sosyal farkındalık bilinci, alternatif davranış seçenekleri geliştirmek açısından yararlıdır. Böylece birey davranışlarını, diğer insanların tepkide bulunma biçimlerine göre şekillendirir. Ayrıca bu yolla çok boyutlu ve esnek bir referans sistemi geliştirerek, sosyal yaşama etkin ve üretken bir şekilde katılır.
Bilişsel gelişim için sistemli bir öğretici-öğrenici etkileşimi gereklidir. Bruner’e göre baba, anne, öğretmen ve toplumun diğer üyeleri çocuğa öğretmelidir. Sadece bir kültür içine doğmak, tam bir bilişsel gelişim için yeterli değildir. Öğreticiler, kültürü yorumlayarak çocukla paylaşmalıdır. Bu nokta, Vygotsky’nin kuramında da önem taşımaktadır.
Bilişsel gelişimde dil önemli bir anahtardır. İnsanlar dili kullanarak birbiriyle iletişim kurarlar. Dünyanın kavramlarını dil yoluyla öğrenir, öğretir, sorunlarını dil yoluyla tartışırlar, Dilin doğası ve işlevleri Bilişsel gelişimin bir parçası olarak görülmektedir.
Bilişsel gelişim, aynı zamanda birçok seçenekle baş etme yeteneğinde artıştır. Etkinlikleri yapma sırasında, değişik birçok duruma sırasıyla dikkat etmek gerekmektedir. Küçük bir çocuğun nesnenin çarpıcı özelliğinde odaklaşması ile ergenin olayları bilimsel bir şekilde incelemesi arasında fark vardır.
Bruner Bilişsel gelişimi Piaget’ye benzer bir şekilde incelediğini belirtmektedir. Her ikisi de dünyaya ilişkin bilginin kodlanması, işlenmesi, depolanması ve sıralanması üstünde durmuşlardır.


Vygotsky;bilişsel gelişimde, hem gelişimsel hem de çevre etmenlerinin birlikte dikkate alınması gerektiğini belirten ilk kuramcıdır. Gesell ve Varner Piaget’nin kuramlarını incelemiş ve bu kuramcıların öne sürdüğü içselleştirmenin önemini benimsemiştir. İnsanın ancak toplumsal tarihi muhteva içinde anlaşılabileceğini vurgulamıştır.Lev Vygotsky çocuğun sosyal çevresinin bilişsel gelişimde önemli bir rolü olduğunu savunmaktadır. Vygotsky"çocuklar çevrelerindeki kişileri ve onların sosyal dünyalarını gözleyerek öğrenmeye başlar." görüşünü dile getirir.Vygotsky'nin görüşlerine baktığımızda şunları görürüz; çocukların edindikleri kavram, fikir,olgu becerilerin kaynağı sosyal çevredir. Eğitimin amacı ise, çocuğun gelişime açık alanını etkili bir şekilde kullanmasını sağlamaktır. Okullarda da öğretmen öğrencileri aşırı derecede bağımsız bırakmamalıdır. Gelişime açık alanda bireylerin çevreleriyle etkileşimleri sonucu elde ettikleri sosyal bilgi bireysel bilgi haline gelir ve bireysel bilgi büyür.Bilişsel gelişimde dış etkenlerin önemi üzerinde durur. Bruner gibi eğitimin bireyselleştirilmesine önem vermiştir. Eğitime yön veren ilkeleri şunlardır:

  1. Eğitim bireyi geliştirir.
  2. Eğitim bir süreçtir ve öğretmenin rehberliğinde gerçekleştirilir
  3. Öğrenmede bireysel özellikler ve farklılıklar dikkate alınmalıdır.
  4. Öğrenme çocuğun kültürü ve sosyal değerleri içselleştirilmesini sağlamalıdır.
  5. Çocuklar birbirinden ya da akran öğreticisinden yararlanmalıdır.

Öğretim  Nasıl olmalı?

GÜVEN ORTAMI SAĞLAMALISINIZ
Öğrencilerin derse aktif katılımını nasıl sağlayabilirim?
Öğrencilerin derse etkin katılımlarını sağlamanın en önemli yolu onlara duygusal olarak güvenli bir ortam sağlamaktır. Öğrenciler kendilerini güvende hissettiklerinde derse katılır ve böylece öğrenirler. Alay konusu olacaklarını hissettiklerinde, korktuklarında, utandıklarında, kaygılandıklarında derse katılmazlar. Bir keresinde 7. sınıf matematik öğretmeninin dersini izliyordum. Derste öğretmen soru soruyor ama kimse parmak kaldırmıyordu. Öğretmenin cevaplaması için zorladığı çocukların tamamı “Bilmiyorum doğru mu, tam olarak emin değilim ama, herhalde yanlıştır fakat…” türünden çok fazla sayıda yan cümlecik kullanıyorlardı. Yani, “Peşinen yanlış olabileceğini söylüyorum lütfen bana kızmayın” mesajı veriyorlardı. Böyle bir ortamda elbette güvenden söz edilemez.

KOÇLUK VE MENTÖRLÜK
Etkili ve verimli hizmetiçi eğitim modeli nasıl olmalıdır?
Öğretmenlerin mesleki gelişimlerinde “Ben öğretirim, siz de öğrenirsiniz…” paradigması misyonunu tamamlamıştır. Tıpkı öğrenciler gibi öğretmenler de bu şekilde öğrenmemektedirler. Yani bir akademisyenin Powerpoint sunum yaptığı, öğretmenlerin ise dinlediği model ile öğretmenlerin, yeni yüzyılda kendileri için gerekli olabilecek öğretim becerilerini kazanmaları söz konusu değildir. Okullardaki öğretim liderlerinin öğretmenlere öğretimsel koçluk yaptıkları, mentörlük sürecinin işe koşulduğu bir mesleki öğrenme modeli daha etkili olabilir.

VELİ YAKLAŞIMI
Veli toplantılarında genel yaklaşım nasıl olmalıdır? Olumsuzlukları paylaşmak konusunda zaman zaman çelişki yaşıyoruz. Ne önerirsiniz?
Veli toplantıları öğrencilerin bilişsel, duyuşsal, psiko-sosyal, ahlaki ve fiziksel gelişim alanlarındaki konumlarını ailelerle paylaşmanın önemli bir yoludur. Ailelerin, çocuklarının bu gelişim alanlarındaki durumlarına ilişkin doğru enformasyonu elde etmeleri, olası bir olumsuzluk durumunda gerekli önlemleri almaları açısından önemlidir. Ancak ailenin okulla ilgisi, eğitimden bekledikleri, ailede çocuğun değeri gibi kavramlar aileyle nasıl konuşacağımızı belirler.bilgisayar destekli eğitime etkisi nelerdir?

 

 

Bilgisayar Destekli Eğitime Etkisi Nelerdir?
Bilişsel yaklaşımı anlatmak için biliş kelimesinin tanımı üzerinde durulmalıdır. Biliş ,insan  zihninin dünyayı ve çevresindeki olayları anlamaya yönelik yaptığı işlemlerin tümüdür. Bilişselciliğe göre öğrenme ;öğrencinin ne bildiği ve ona nasıl ulaşabildiğidir. Burada temel ilgi davranışçılıkta ki gibi dışsal etmenlere değil ,öğrencinin içsel olarak kullandığı bilişsel süreçlere yöneltilmiştir. Örneğin bilişselcilerin sıklıkla vurguladığı içsel süreçlerden biri olan bilgi işleme etkinlikleri özde öğrenciye sunulan bilgilerin en iyi biçimde aynen belleğe kayıt edilmesi amacını taşımaktadır. İçeriğin yapısallaştırılması öğrencinin dışsal uyarıcılarla dikkatinin sağlanması ,güdülenmesinin gerçekleştirilmesi ,pekiştirilmesi gibi tüm bu nedenlerle bilişsel yaklaşımla öğretim uygulamaları üzerinde beklenen değişimi oluşturamamıştır. Bilişsel öğrenme kuramcıları davranışçıların aksine öğrencilerin sunulan bilgileri alan durağan bireyler olmadığı ancak bilgiyi alan bunu kodlayan hafızaya kayıt eden ve gerektiğinde hafızadan geri çağırıp kullanan bireyler olduğunun savunmuşlardır. Bu anlayış ile birey ve öğrenilecek içerik arasındaki etkileşim süreci irdelenmeye başlanmış ve bu süreç boyunca bireyin gösterdiği bilişsel öğrenme etkinlikleri tanımlanmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Diğer bir değişle,bilişsel kuramcılara göre de öğrenme bireyin belirlenmiş hedefler doğrultusunda gözlenebilir ve ölçülebilir davranışlar sergileyebilmeleri olarak yorumlanmıştır. Birey belli bir zaman ve yerde öğrendiği bilgiyi istediği yer ve zamanda uygulama yetisine sahiptir. Örneğim okulda öğrendiğimiz bilgileri , aradan bir süre geçtikten sonra sınavlarda hatırlayabilir; yada yıllar sonra günlük hayatımızda bir problemi çözer iken kullanabiliriz. Bu durum bireyin öğrenilen bilgileri belli bir yerde depolama kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir. Birey bu özelliği sayesinde belli bir durum karşısında çeşitli davranışlar ortaya koyabilir.Dışarıdaki uyarıcının insanın duyu organları tarafından alınması ile davranışa dönüştürülmesi sürecinde bilgilerin nasıl kazanılıp depolandığı doğrudan gözlenememekle birlikte bununla ilgili çeşitli hipotezler geliştirilmiştir. Günümüzde bunlardan en çok kabul göreni bilgiyi işleme kuramıdır. Bu kuram bireyin bilgiyi toplama örgütleme depolama ve hatırlama aşamalarıyla ilgilenir.

 

B-)  Davranışçı Öğrenme


davranışçı öğrenme kuramı nedir?

Öğrenmenin nasıl meydana geldiğini ele alır. Öğrenmeyi, uyarıcı ve tepki arasında kurulan bağla açıklamaya çalışır.

Öğrenme Nasıl Gerçekleşir:

Davranışçı kuram, öğrenmeyi, yaşantı ve tekrar sonra­sında ortaya çıkan kalıcı izli davranış değişikliği olarak tanımlar ve davranışa odaklanır. Davranışçı kurama göre bilgi değil, davranış öğrenilir. Öğrenmenin varlığı ancak gösterilmesine bağlıdır. Sergilenebilen davranış öğrenilmiş sayılır. Bir başka ifade ile ancak dışarıdan gözlemlenen bir davranış öğrenilmiştir.


John Locke '' tabula rasa (boş levha) '' kavramında insanlar boş birer levha olarak dünyaya gelirler. Boş levha, tamamen çevre tarafından biçimlendirilir. Davranışçılar insanın çevre tarafından biçimlendirilebileceğini savunurlar. Davranışçı kuramların hiç birisinde gözlenemeyen süreçler inceleme konusu yapılamaz.Davranışçı kuramcıları diğerlerinden ayıran önemli noktalardan birisi de öğrenme deneylerini hayvanlar üzerinde yapmalarıdır. Bu durumda Darwin'in evrim kuramına dayanmaktadır. Davranışçılığın ortaya çıktığı zamanlarda, yine oldukça yeni ve bir o kadarda popüler bir kuram olan evrim kuramına göre, insanlarla hayvanlar arasında ciddi bir fark yoktur. İnsanla hayvan arasındaki fark nitel değil nicel bir farktır. O halde, eğer insanlarla diğer hayvanlar arasında niteliksel farklar yoksa hayvan davranışları açıklandığında bundan hareketle insan davranışlarını da açıklamak ve hatta yordamak mümkün olabilecektir. İşte bu gibi gerekçelerle davranışçılar, hayvanlar üzerinde öğrenme deneyleri yaparak, bu bulguları insanların öğrenmesine genellemişlerdir

 
Davranışçı kuramlar:
Klasik (tepkisel )koşullanma –Pavlov

Klasik Koşullanma İlkeleri
Bitişiklik

Habercilik

Pekiştirme

Sönme

Kendiliğinden geri gelme

Genelleme

Ayırt etme

Üst düzey koşullama

Gölgeleme

Öğrenilmiş çaresizlik

Garcia etkisi

Bitişiklik kuramları- Watson ve Guthrie

Bağlaşımcılık kuramı- Thorndike

Edimsel (Operant) koşullanma-skinner

Pavlov organizmanın başlangıçta nötr olan ve herhangi bir tepkiye yol açmayan bir uyarıcının organizmanın herhangi bir tepkisine neden olan bir uyarıcıyla birlikte verilmesi durumunda nötr olan uyarıcıya organizmanın tepki verebileceğini ileri sürmüştür.
Pavlov deney düzeneğini hazırlarken köpek için herhangi bir şey ifade etmeyen zil sesini (nötr uyarıcı), köpeğin hoşuna giden eti (koşulsuz – doğal uyarıcı) birlikte ard arda vererek köpeğin ete karşı göstermiş olduğu salyayı (koşulsuz – doğal tepki) zil sesine vermesini sağlamıştır.


Klasik Koşullanma Süreci

Klasik koşullanma sürecinde köpeğin hoşuna giden ve salya tepkisine neden olan doğal uyarıcı olan et, zil sesinden hemen sonra verilerek köpeğin zil sesine şartlanması sağlanılmaktadır. Önce zil sesi, hemen ardından verilen et birkaç kez tekrar edildikten sonra zil sesi tek başına verilse bile salya tepkisi ortaya çıkmaktadır. Zile karşı gösterilen bu tepki doğal bir tepki olmadığından bu tepkiye koşullu ya da şartlı tepki denilmektedir. .

Klasik Koşullanma İlkeleri

* Bitişiklik
* Haber vericilik
* Genelleme
* Ayırt etme
* Sönme
* Kendiliğinden geri gelme

Bitişiklik: Klasik koşullanmada koşullanmanın gerçekleşmesi için nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcının birlikte ve ard arda verilmesidir. Klasik koşullanmanın gerçekleşebilmesi için temel ilke nötr uyarıcının koşulsuz uyarıcıdan hemen önce verilmesidir.

Haber Vericilik: Koşullanmanın gerçekleşmesinde nötr uyarıcının koşulsuz uyarıcının geleceğini organizmaya bildirmesi gerekmektedir. Buna haber vericilik ilkesi denilmektedir. Pavlov’un deneyinde zil sesi köpeğe etin geleceğini haber vermekte ve köpek salya salgılamaktadır.

Genelleme: Koşullanmanın gerçekleşmesinin ardından koşullu uyarıcıya gösterilen tepkinin tüm benzer uyarıcılara gösterilmesine genelleme denilmektedir. Pavlov deneyinde zil sesine salya tepkisi alındıktan sonra sesin düzeyini değiştirmiş ve sürekli olarak etten önce verdiği zil sesini değiştirmiş farklı zil seslerinde de köpeğin salya salgıladığını gözlemiştir.
Sürekli olarak 75 desibel düzeyinde zil sesinde et verildiğinde köpeğin 50 ve 100 desibellik zil sesine de salya salgılaması genellemedir.

Ayırt Etme: Organizmanın koşullanma sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunma eğilimidir. Organizma koşullu uyarıcıya benzeyen uyarıcılar içerisinde koşullu uyarıcıyı seçerek buna tepkide bulunması ve diğerlerini ayırması durumudur.

Sönme: Koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcının uzun bir süre birlikte verilmesinin ardından, koşullu uyarıcının uzun bir süre boyunca koşulsuz uyarıcı olmadan tek başına verilmesi sonucunda koşullu tepkinin ortadan kalkmasına sönme denilmektedir. Sönmenin gerçekleşmesi durumunda koşullu uyarıcıya koşullu tepki artık gösterilmez. Köpeğin zil sesine salya salgılamaktan vazgeçmesi sönmedir.

Kendiliğinden Geri Gelme: Sönmenin gerçekleşmesinden sonra koşullu uyarıcı ve koşulsuz uyarıcının birkaç kez birlikte verilmesi durumunda koşullu tepkinin tekrar ortaya çıkmasına kendiliğinden geri gelme denir.

örnek :

Tef sesi (nötr uyarıcı)
Kızgın sac (koşulsuz uyarıcı)
Ayının ayaklarını kaldırması (koşulsuz tepki)

Tef sesi kızgın sac ayının ayaklarını kaldırması

(nötr uy.) (koşulsuz uy) (koşulsuz tepki)

Tef sesi ayının ayaklarını kaldırması
(koşullu uy.) (koşullu tepki)

Bitişiklik: Tef sesi ve kızgın sacın birlikte verilmesi.
Haber vericilik: Tef sesinin kızgın sacın geleceğini bildirmesi.
Genelleme: Tüm tef seslerine (tef sesine benzer diğer vurmalı çalgılar da olabilir) ayının ayak kaldırma davranışını göstermesi.
Ayırt etme: Ayının sadece kızgın sacın verildiği tef sesine ayaklarını kaldırması diğer benzer seslere herhangi bir tepkide bulunmaması.

Sönme: Uzun süre sadece tef sesi verilip kızgın sacın verilmemesi durumunda tef sesine gösterilen ayaklarını kaldıra davranışının ortadan kalkması.

Kendiliğinden geri gelme: Tef sesi ve kızgın sacın sönmenin ardından birkaç kez birlikte verilmesiyle ayının tef sesine ayaklarını kaldırma davranışını yeniden göstermesi.


TEPKİSEL ve EDİMSEL KOŞULLANMA

Skinner, iki tür koşullanmadan söz etmektedir. Bunlar; tepkisel ve edimsel koşullanmadır. Skinner, tepkisel ve edimsel davranışın ayrımını yaparak geleneksel uyarıcı-tepki psikologlarından büyük ölçüde ayrılmıştır. Watson’dan beri geleneksel uyarıcı tepki psikolojisine göre, uyarıcının olmadığı yerde tepki de yoktur. Oysa Skinner bu görüşü meydana getirilen tepki ve meydana gelen tepki ayrımını yaparak farklı hale getirmiştir. Skinner’e göre tepkisel davranışlar bir uyarıcı tarafından oluşturulur. Klasik koşullanmada koşulsuz tepki, koşulsuz uyarıcı tarafından meydana getirildiğinden tepkisel davranışa örnektir ve tepkisel davranışlar tüm refleksleri kapsar (Senemoğlu, 2005).
Klasik şartlanmayla birçok öğrenme durumunu açıklamak mümkün değildir. Çünkü insanlar sadece çevrelerindeki uyaranlara tepki vermekle kalmayıp bilinçli ve açık bir şekilde birçok davranışlar sergilerler. Klasik şartlanma yoluyla öğrenmeyi sağlamak için, yapılan bir davranışa neden olan uyarıcının bilinmesi gerekir.
Ama insan davranışlarına neden olan uyarıcıları her zaman tahmin etmek mümkün değildir. Bu gibi durumlarda edimsel koşullanma karşımıza çıkmaktadır (Selçuk, 2001:137).

EDİMSEL KOŞULLANMA

Edimsel koşullanma kuramı içten gelerek yapılan hareketler olan edimlerin de şartlanabileceği ve bu yolla öğrenmenin gerçekleşebileceği görüşüne dayanır (Kocabaş, Elden, Yurdakul, 1999:109).

İnsanlar çevrelerinde bulunan çeşitli nesnelerle etkileşim kurarak farklı davranışlarda bulunurlar. Thorndike'ın çalışmalarından hareket eden Skinner, organizmanın davranışlarını uyarıcılara karşı gösterilen otomatik bir tepki olmaktan çok kasıtlı olarak yapılan hareketler olarak kabul etmektedir. İnsanların herhangi bir ihtiyaç durumunda organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlara “edim” adı veren Skinner, bu edimlerin, onları izleyen sonuçlardan etkilendiğini ileri sürmektedir. Skinner’in geliştirdiği edimsel koşullanmaya göre edimsel davranış; bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir ( Yeşilyaprak, 2005).

Thorndike gibi Skinner de davranış ve sonuç ilişkisi üzerinde durmuştur. Örneğin, bireyin davranışı hoş bir şeyle sonuçlanırsa o davranışı birey, tekrar tekrar yapmaya yönelir. Hoş veya hoş olmayan sonuçların bireyde yarattığı değişikliklere edimsel koşullanma denir.
Gereksinimleri organizmayı eyleme iterken, davranışlarına yön veren kuvvetlerin de güdüler olduğu bilinmektedir. Herhangi bir güdünün etkisiyle eyleme geçen organizma hedefine ulaşabilmek için güdülenmenin etkisiyle çeşitli tepki ve davranışlarda bulunacaktır. O anda içinde bulunduğu şartlarla ilgili önceden öğrenmiş olduğu deneyimleri yoksa hedefe varmak için çeşitli tepki ve davranışlarda bulunarak denemeler yapacaktır. Duruma göre belli sayıda deneme yanılmanın sonunda hedefe ulaşacaktır. Böylelikle organizma ya bir ödül elde edecek ya da bir cezadan kurtulacaktır. Süreç içinde yaşanan tekrarlar sonucu hedefe ulaştırıcı tepkilerin sayısı artarken sonuca götürmeyen davranışlar elenir ve hedefe ulaştırıcı tepkiler giderek öğrenilmiş davranış durumuna gelir ( Yeşilyaprak, 2005).

Sınıf ortamında yapılan bir deneyi ele alalım;
Pazartesi: Öğretmen sınıfa Colombya’nın dünya üzerindeki yerini sorar. Mark, nerede olduğunu bilmektedir ve oturduğu yerden kollarını bağlayıp gülümser, öğretmeninin onu kaldıracağını umar. Fakat aksine öğretmen başkasına söz verir.
Salı: Öğretmen sınıfa Colombya’nın ismini nereden aldığını sorar. Mark bu ismin Christopher Coloumbus’tan geldiğini bilir ve elini çekimser şekilde çok az kaldırır. Öğretmen başkasına söz verir.
Çarşamba: Öğretmen Colombya’da insanların İngilizce ve Fransızca yerine neden İspanyolca konuştuklarını sorar. Mark bu sorunun da cevabını bilmektedir. Elini görülecek şekilde yükseğe kaldırır ve sağa sola sallar. Öğretmen ona söz hakkı verir.
Cuma: Ne zaman öğretmen Markın cevabını bildiği soru sorsa Mark artık elini yükseğe kaldırır ve iki yana sallar (ORMROD, 2003)


C-)  Yapılandırmacı Öğrenme

 

Yapılandırmacı öğrenme kuramı nedir?Nasıl gerçekleşir?

Sürekli değişim içinde bulunan dünya, yenilikleri ve gelişmeyi kavrayan, bunun yanında kendi üzerine düşen görevlerin de farkında olan bireylere ihtiyaç duymaktadır. Bir toplumun çağdaş toplumlar düzeyine ulaşması için; bilgilerin, inançların ve duyguların bireylere doğrudan aktarılması yeterli değildir.Günümüzde bireylerden, bilgi tüketmekten  çok bilgi üretmeleri beklenmektedir. Çağdaş dünyanın kabul ettiği birey, kendisine aktarılan bilgileri aynen kabul eden, yönlendirilmeyi ve biçimlendirilmeyi bekleyen değil, bilgiyi yorumlayarak anlamın yaratılması sürecine etkin olarak katılanlardır (Yıldırım ve Şimşek,)Bilgini doğası ve öğrenme, yapılandırmacılığın temel dayanağı olmuştur(Brooks)Yapılandırmacılık,öğretimle ilgili bir kuram değil,bilgi ve öğrenme ile ilgili bir kuramdır.Bu kuram bilgiyi temelden kurmaya dayanır (Demirel 2000:233)Özünde, öğrenin bilgiyi yapılandırması ve uygulamaya  koyması vardır(Perkins)Öğrenenlerin bilgiyi nasıl öğrendiklerine ilişkin bir kuram olarak  gelişmeye başlayanyapılandırmacılık zamanla öğrenenlerin bilgiyi nasıl yapılandırdıklarına ilişkin bir yaklaşım halini almıştır. Yapılandırmacılıkta bilginin  tekrarı değil, bilginin transferi ve yeniden yapılandırılması söz konusudur(Perkins, 1999:8).Yapılandırmacı  eğitimin en önemli özelliği,öğrenenin bilgiyi yapılandırmasına,oluşturmasına, yorumlamasına ve geliştirmesine fırsat vermesidir. Alışılmış yöntemde öğretmen bilgiyi verebilir ya da öğrenenler bilgiyi kitaplardan veya başka kaynaklardan edinebilirler. Ama bilgiyi algılamak, bilgiyi yapılandırmak ile eş anlamlı değildir Öğrenen,yeni bir bilgi ile karşılaştığında, dünyayı tanımlama ve açık ama için önceden oluşturduğu kurallarını kullanır veya algıladığı bilgiyi açıklamak için yeni kurallar oluşturur (Brooks ve Brooks)Bir başka deyişle yapılandırmacılık cevre ile insan beyni arasında güçlü bir bağ kurmadır.

Yapılandırmacı öğrenmede temele alınanlar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

1 Bilgiyi araştırma yorumlama ve analiz etme.

2. Bilgiyi ve düşündürme sürecini geliştirme.

3. Geçmişteki  yaşantılarla yeni yaşantıları bütünleştirme.

Öğrenenin etkin rol aldığı yapılandırmacı  öğrenmede sadece okumak ve dinlemek  yerine tartışma,fikirleri savunma,hipotez kurma,sorgulama ve fikirler paylaşma gibi öğrenme sürecine etkin katılım yoluyla öğrenme gerçekleştirir. Bireylerin etkileşimi önemlidir.Öğrenenler, bilgiyi olduğu gibi kabul etmezler, bilgiyi yaratır ya da tekrarkeşfederler(Perkins, 1999: 7).Her kazanılan bilgiyi bir sonraki bilgiyi yapılandırmaya zemin hazırlarlar.Çünkü, yeni bilgiler önceden yapılanmış üzerine bina edilir.Böylece yapılandırmacı  öğrenme var olanlarla  yeni olan öğrenmeler arasında bağ kurma ve her yeni bilgiyi var olanlarla bütünleştirme sürecidir.Ancak bu süreç, sadece bilgilerin üst üste yığılması olarak algılanmamalıdır. Birey bilgiyi gerçekten yapı!andırmışsa kendi yorumunu yapacak ve bilgiyi temelden kuracaktır.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !